Ey Allah'ın peygamberi, şahit ol ki onlar bana yardımda bulunmadılar, beni korumadılar...

 

 

 

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

 

 

Açıklama:

 

İmam Hüseyin (a.s), Medine'den Mekke'ye hareket ettiği vakit bu vasiyetnameyi yazıp mühürleyerek kardeşi Muhammed-i Hanefiye'ye verdi:

 

Bismillahirrahmanirrahım

 

"Bu Hüseyin bin Ali'nin, kardeşi Muhammed-i Hanefiye'ye olan vasiyyetidir. Hüseyin şahadet ediyor ki, Allah'tan başka bir ilah yoktur. Muhammed (s.a.a) de onun kulu ve elçisidir, hak dini (İslam'ı) Allah'tan (bütün âlemlere) getirmiştir. Cennet ve cehennem haktır, kıyamet günü vuku bulacaktır; onun vuku bulmasında hiçbir şüphe yoktur.

 

Allah-u Teâlâ, (böyle bir günde) bütün insanları diriltecektir. Ben azgınlık, makam, fesat ve zulüm yapmak için Medine'den ayrılmadım. Ben ceddimin ümmetini ıslah etmek, marufa emir, münkeri nehiy etmek, ceddim Resulullah (s.a.a) ve babam Ali bin Ebî Talib'in yolunu ihya etmek için kıyam ettim. Öyleyse kim bu gerçeği benden kabul ederse (bana itaatte bulunursa) Allah'ın yolunu kabul etmiştir ve kim de bunu reddederse (bana itaatte bulunmazsa), Allah benimle bu kavmin arasında hükmedene kadar sabrederim (kendi yolumu tutup giderim), Allah hükmedenlerin en hayırlısıdır. Kardeşim! İşte bu benim sana olan vasiyetimdir. Tevfik Allah'tandır; O'na tevekkül ediyorum ve dönüşüm de yine O'na doğrudur." [1]

 

Hz. Hüseyin'in (a.s) Kufe Halkının Mektuplarına Verdiği Cevap

 

Açıklama:

 

Kûfe halkı, Hüseyin bin Ali’nin (a.s) biat etmekten kaçınıp fesatla mücadeleye hazır olduğunu ve Mekke şehrine girdiğini haber alınca kendisine çok sayıda elçiler ve mektuplar gönderdiler. Gönderilen bütün mektup ve tavsiyelerin özeti şundan ibaretti:

 

"Şimdi artık Muaviye ölmüş ve Müslümanlar onun şerrinden kurtulmuştur. Kendimizi, bizi şaşkınlıktan kurtaracak ve yara almış gemimizi sahile ulaştıracak bir imama muhtaç görüyoruz. Şimdi biz Kûfe halkı olarak bu şehirde Yezid'in valisi Numan bin Beşir'e karşı çıkıp onunla her türlü ilişkiyi kesmiş bulunmaktayız; hatta onun cemaat namazlarına bile katılmıyoruz. Sadece sizin gelmenizi bekliyoruz, elimizden gelen her yardımı sizin hedefiniz uğrunda esirgemeyeceğiz, sizin yolunuzda kendi canımız ve malımızdan da geçmeye hazırız."

 

İmam Hüseyin (a.s) bazı tarihçilerin naklettiğine göre 12 bini aşan mektuplara cevap olarak şöyle yazdı:

 

Bismillahirrahmanirrahim

 

"Hüseyin bin Ali'den Kûfe şehrinin ileri gelen mümin ve Müslümanlarına. Allah'a hamd, Peygamber (s.a.a)'e salât ve selamdan sonra, siz Kûfe ehlinin en son mektubu (Hani ve Said vesilesiyle) bana ulaştı. Mektuplarınızda zikir ve izah ettiğiniz şeyleri anladım; çoğunuzun sözü şundan ibaretti: "Bizim, imam ve önderimiz yoktur; bize, şehrimiz Kûfe'ye gel ki Allah, senin vesilenle bizi hakka ve doğru yola hidayet etsin."

 

Şimdi ben, ailem arasında herkesten daha fazla itimat ettiğim kardeşim amcam oğlu (Müslim bin Akil'i), size doğru gönderiyorum. Ona, halinizi, düşüncelerinizi, görüşlerinizi yakından öğrenip neticeyi bana bildirmesini emrettim. Eğer Kûfe halkının ekseriyetinin isteği ve aranızdaki akıl ve fazilet sahibi kimselerin görüş de, elçilerinizin huzuren anlattıkları ve mektuplarınızda okuduğum ve zikrettiğiniz gibi olursa, ben de inşallah pek yakın bir zamanda size doğru hareket edeceğim."

 

Allah'a yemin ederim ki gerçek İmam, Allah'ın kitabıyla amel eden, adalete sarılan, hakka boyun eğen ve kendisini sadece Allah'a adayan bir kimsedir. Vesselam." [2]

 

Taberî ve Dîneverî'nin naklettiğine göre, İmam (a.s) mektubu Kûfe halkının iki elçisi Hanî ve Said vasıtasıyla onlara gönderdi[3]. Fakat Harezmî’nin naklettiğine göre, İmam (a.s) mektubu Müslim bin Akil'in kendisine vererek şöyle buyurdu:

 

"Ben seni, Kûfe halkına doğru gönderiyorum. Allah-u Teâlâ seni, rızasını ve hoşnutluğunu kazandıracak şeylerde muvaffak eylesin, hareket et, Allah yardımcın olsun, ümit ederim ki ben ve sen şehitler makamına nail oluruz." [4]

 

Hz. Hüseyin'in (a.s) Hürr'e Verdiği Cevap

 

Açıklama:

 

Şeraf konağında İmam (a.s)'ın ikinci konuşması sona erdikten ve Kûfe halkının davet mektupları, Hürr ve askerlerine gösterildikten sonra da Hürr bunlardan habersiz olduğunu söyledi. Bu sırada İmam (a.s) ile Hürr'ün arasında, İmam (a.s)'ın hareketi hakkında bazı konuşma ve tartışmalar oldu. Çünkü İmam (a.s) Kûfe'ye doğru hareket etmek istiyordu. Hürr de memur olduğu üzere İmamın (a.s) Kûfe'ye doğru hareketini engellemeye kesin karar almıştı.

 

Fakat Hürr, İmamın (a.s) kendi kararından vazgeçmediğini, memuriyeti karşısında taviz vermediğini ve ılımlı davranmaya da kesinlikle hazır olmadığını görünce şöyle dedi:

 

"Hareket etmeye karar aldığınıza göre, kendiniz için ne Kûfe'ye ve ne de Medine'ye ulaşacak bir yol seçin; ben de bu arada fırsattan yararlanıp İbn-i Ziyad'ı sulha teşvik etmek için bir mektup yazayım, şayet Allah-u Teâlâ beni sana karşı savaşmaktan kurtarır."

 

Hürr şu cümleyi de sözlerine ekleyip şöyle dedi:

 

"Şunu da sana hatırlatayım ki eğer elini kılıca atıp savaşı başlatırsan kesinlikle öldürülürsün."

 

İmam (a.s) Hürr'ün tehditli ikazlarını duyar duymaz cevaben şöyle buyurdu:

 

"Beni ölümle mi korkutuyorsun, beni öldürmekten başka bir iş yapabilir misiniz? Ben sana cevap olarak, Avs kabilesinden olan bir mümin kardeşin, Peygambere (s.a.a) yardım etmek istediğinde, kendisini engellemek isteyen amcasının oğluna hitaben söylediği şiiri okurum:

 

"Ölüme doğru gidiyorum;

Hedefi hak olup, Müslüman olarak cihat ettiğinde

Canını feda ederek iyi kişileri savunduğunda

Ve kafirlerden uzak olup, cinayetkârlara karşı düşman kesildiğinde

Ölüm yiğit için utanç vesilesi değildir.

Savaşta, güçlü bir orduyla karşılaşırken

Canımı takdim eder ve hayatımdan geçerim

Kalsam pişman olmam

Ölsem de üzülmem

Fakat böyle bir zillet ve horlukla yaşamak sana yeter." [5]

 

Hürr bu kararlı cevabı duyar duymaz, hiddetli ve sinirli bir halde bir kenara çekilerek İmam (a.s)'ın huzurundan ayrıldı.

 

Hz. Hüseyin'in (a.s), Tasua Günü İkindi Vakti Buyurduğu Sözler

 

Açıklama:

 

Taberi'nin naklettiğine göre, dokuz Muharrem Perşembe gününün ikindi vaktinde Ömer-i Sa'd'ın saldırı emriyle ordu harekete geçti; İmam (a.s) o saatte çadırın dışında kılıcına dayanıp hafif bir uykuya dalmıştı.

 

Hz. Zeyneb (s.a) Ömer-i Sa'd'ın ordusunun sesini duyup onların hareket ve kaynaşmalarını görünce İmam (a.s)'ın yanına gelip: "Kardeşim! Düşman çadırlara yaklaşmak üzeredir" dedi.

 

İmam (a.s) başını kaldırıp şöyle buyurdu:

 

"Şimdi ceddim Resulullah (s.a.a)'i rüyamda gördüm ki bana şöyle buyurdu: "Torunum, yakın bir zamanda benim yanıma geleceksin." Daha sonra Hazret, kardeşi Ebu Fazl'a şöyle buyurdu:

 

"Kardeşim, canım sana feda olsun, atına bin de bunlarla mülakat et ve onların (bu hareketten) hedeflerinin ne olduğunu sor, öğren."

 

İmamın (a.s) direktifleri doğrultusunda Ebu Fazl, içlerinde Züheyr bin Kayn ve Habib bin Mezahir de bulunan yirmi kişiyle birlikte düşmana doğru hareket edip onların karşısında yer aldı ve onların bu hareketten hedeflerinin ne olduğunu sordu.

 

Ömer-i Sa'd'ın ordusu Hz. Ebu Fazl'a cevaben: "Emir (İbn-i Ziyad)'den yeni bir hüküm gelmiştir; ya biat edersiniz veya hemen şimdi sizinle savaşa başlarız." dediler.

 

Hz. Ebu Fazl, İmam Hüseyin (a.s)'ın huzuruna gelip onların sözünü Hazret'e iletti.

 

İmam (a.s), Hz. Ebu Fazl'a şöyle buyurdu:

 

"Onların yanına dön, eğer becerebilirsen (bu gece mühlet al) savaşı yarına ertelet ve onları bu akşam bizden defet (savaştan vazgeçir); tâ ki bu gece Rabbimize namaz kılalım, O'na dua edelim ve O'ndan mağfiret dileyelim. Çünkü ben namazı, Kur'ân okumayı ve fazla dua edip mağfiret dilemeyi çok seviyorum." [6]

 

Hz. Ebu Fazl, Ömer-i Sa'd'ın yanına varıp bir gece mühlet istedi. Ömer-i Sa'd, bu teklifi kabul etmekte tereddüt içerisinde olduğu için mevzuu ordunun komutanlarına açıp onların görüşünü aldı.

 

"Amr bin Haccac" isminde olan komutanlardan biri şöyle dedi: "Suphanallah, eğer bunlar Türk veya Deylim'den bile olsalardı senden böyle bir mühlet istedikleri takdirde onlara olumlu cevap vermen gerekirdi. (Kaldı ki bunlar Peygamberin (s.a.a) torunlarıdır.)

 

Komutanlardan, Kays bin Eş'âş ismindeki bir şahıs da şöyle dedi: "Benim nazarıma göre de Hüseyin'in bu isteğine olumlu cevap vermek gerekir. Zira onun isteği, cepheden geri çekilmek veya yeni bir karar almak için değildir; Allah'a and olsun ki bunlar yarın senden daha önce savaşa başlayacaklar.

 

Ömer-i Sa'd: "Eğer mesele böyleyse niçin bu geceyi onlara mühlet olarak verelim?" dedi.

 

Velhasıl çok konuştuktan sonra Ömer-i Sa'd, Hz. Ebu Fazl'a şöyle cevap verdi: "Biz bu geceyi size mühlet veriyoruz, eğer teslim olup Emir'in (İbn-i Ziyad'ın) hükmüne boyun eğerseniz, sizi onun yanına götürürüz; aksi takdirde biz sizi kendi halinize bırakmayacağız. Sizin kaderinizi tayin eden savaş olacaktır."

 

Hz. Hüseyin'in (a.s), Aşura Gecesindeki Sözleri

 

Açıklama:

 

Hüseyin bin Ali (a.s), Tasua'nın ikindi vakitlerine yakın, düşmandan mühlet aldıktan (veya akşam namazından) sonra Benî Haşim ve dostlarının arasında yer alıp şu hutbeyi irad etti:

 

"Allah'a en güzel şekilde sena ediyor, refah ve zorluklarda verdiği nimetlere karşı da şükrediyorum. Allah'ım, peygamberliği bizim ailemizde karar kılmakla bize ikramda bulunduğun için sana hamdolsun. Kur'an'ı bize öğrettin, dinde bizi fakih kıldın, bize (hakkı duyan) kulak, (hakkı gören) göz ve (hakkı tasdik eden) bir kalp verdin ve bizi müşriklerden kılmadın.

 

Ben kendi ashabımdan daha hayırlı ve daha iyi bir ashap ve Ehlibeytimden de daha sadık ve daha vefalı bir Ehlibeyt tanımıyorum.

 

Ceddim Resulullah (s.a.a) Irak'a çağırılacağımı, Ammura veya Kerbela denilen yerde şehit olacağımı bana haber vermiştir; işte bu vaat edilen sözün (şehadetin) zamanı yaklaşmıştır. Bana göre yarın düşmanla karşılaşacağımız gündür. Artık ben size izin veriyorum, siz serbestsiniz, biatimi sizden kaldırdım; Allah hepinizi hayırla mükâfatlandırsın; bu gecenin karanlığından yararlanarak her biriniz Ehlibeytimden birisinin elini tutup kendi köy ve şehirlerinize dağılın, kendinizi ölümden kurtarın, çünkü bu insanlar sadece beni takip ediyorlar, beni ele geçirirlerse artık diğerleriyle işleri olmaz, onlardan vazgeçerler. [7]

 

Allah-u Teâlâ sizleri en güzel bir şekilde mükâfatlandırsın."

 

Hz. Hüseyin'in Resulullahın (s.a.a) Kabrinin Yanında Buyurduğu Sözler

 

Tarih kitaplarında nakledilen bu ziyaret metinlerinden ise, sadece iki tanesinde İmam (a.s) kendi seferinin hedefini açıklamıştır.Hatib-i Harezmî'nin naklettiğine göre[8], İmam Hüseyin (a.s) Velid'in meclisinden çıktığı gece, Resulullah (s.a.a)in türbesine girip kabrinin kenarında durdu ve ceddine şöyle seslendi:

 

Birinci Ziyaret;

 

"Selam olsun sana ey Allah'ın elçisi, ben senin yavrun ve kızın Fatıma'nın oğlu Hüseyin'im: Ben, ümmetinin arasında onların hidayeti ve önderliği için senin halife kıldığın torununum. Ey Allah'ın peygamberi, şahit ol ki onlar bana yardımda bulunmadılar, beni korumadılar. İşte bunlar, seninle yeniden görüşünceye dek var olan şikâyetlerimdir."

 

İkinci Ziyaret (hareket etmeye karar aldığı günün ertesi gecesi)

 

"Allah'ım! Bu senin peygamberin Muhammed’in (s.a.a) kabridir; ben ise senin Peygamber'inin kızı Fatıma'nın oğluyum. Şu anda senin bildiğin bir olayla karşılaşmış bulunuyorum. Allah'ım! Ben iyiliği severim, kötülükten hoşlanmam. Ey celal ve ikram sahibi olan Allah! Bu kabrin ve bu kabrin içerisinde yatan şahsın hürmetine benim için senin ve Peygamber'inin rızasına uygun olan bir yolu mukadder eyle."

 

"İşte bunlar, seninle yeniden görüşünceye dek sana var olan şikâyetlerimdir." [9]

 

 

 

 

Kaynaklar

 

[1] - Maktel-i Harezmî, c. 1, s.188. Maktel-i Avalim, s. 54.

[2] - Taberî, c. 7, s. 235. Kamil-i İbn-i Esir, c. 3, s. 267. İrşad, s. 204. Maktel-i Harezmî, c.1, s.195-196.

[3] - Taberî, c. 7, s. 235. Ahbar'üt-Tival, s. 238.

[4] - Maktel-i Harezmî, c.1, s.196.

[5] - Ensab'ul-Eşraf, c. 3, s. 171.

[6] - Ensab'ul-Eşraf, c. 3, s.185. Taberî, c. 7, s. 319-320. Kamil, c. 3, s. 285, İrşad, s. 240.

[7] - Tarih-i Taberi, c. 7, s. 321-322. Kamil-i İbn-i Esir, c. 3. s. 285. İrşad-ı Mufîd, s. 231. Lühuf, s. 79. Maktel-i Harezmî, c. 1, s. 246 ve Tabakat-ı İbn-i Sa'd. "Resulullah bana haber vermiştir..." cümlesi, Taberi nüshasında zikredilmemiştir.

[8]- Maktel-i Harezmî, c. 1. s. 186. Maktel-i Avalim, s. 54.

[9] - Maktel-i Harezmî, c. 1, s. 186. Maktel-i Avalim, s. 54.