İsa'nın Havarilerin kaç kişi olduğunu ve İncil alimlerinin kaç kişi olduğunu söyler misin...

 
 
 
 
Uyuni Ahbar-ı Rıza kitabında bu konuda şöyle okuyoruz:
 
İmam Rıza (a.s) Me'mun'un yanına geldiği zaman, Me'mun, özel veziri Fazl b. Sehl'e, Casilîk (en büyük Hıristiyan alimi), Resü'l-Calut (Yahudilerin ve Sabiilerin büyük lideri), Hürbuz-u ekber (Zerdüştlerin büyük lideri) Nestas-ı Rumi (Hıristiyanların büyük din adamı) gibi çeşitli dinlere mensup tanınmış kişileri ve aynı şekilde tanınmış kelam alimlerini, İmam Rıza'yı (a.s) dinlemeleri ve İmam'ın da onları dinlemesi için davet etmesini istedi.
 
Fazl hepsini davet etti. Hepsi gelip bir araya toplanınca Me'mun'a hepsinin hazır olduğunu bildirdi.
 
Me'mun, hepsini huzura almasını emretti. Hepsi huzurunda yerlerini alınca teker teker hoş geldiniz deyip ekledi:
 
Sizleri hayırlı bir iş için davet etmişim. Medine ehli olan ve buraya yeni gelen amcam oğlu ile münazara etmenizi istiyorum. Yarın eksiksiz olarak hepiniz yanıma gelin.
 
Hepsi; emrin olur, yarın sabah yanında olacağız dediler.
 
Hasan b. Sehl Nufeli rivayet ediyor:
 
Biz İmam Rıza'nın (a.s) huzurunda sohbet ederken, Hazretlerinin işlerinden sorumlu olan Yasir, içeri girdi ve: Me'mun selamlarını ileterek; kardeşin sana kurban olsun diyor! Çeşitli dinlere mensup liderler, kelam ilmi alimleri ve diğer mezheplerin ileri gelen din adamları toplanmış. Eğer arzu ederseniz, zahmeti kabul buyurup yarın onları dinlemek üzere meclisimize geliniz. Eğer arzu etmeseniz ısrar etmiyorum. Yine arzu ederseniz biz sizin huzurunuza gelebiliriz, böylesi bizim için daha kolaydır!
 
İmam kısa ama anlamlı bir cümle buyurdu:
 
“Selamımı kendisine ilet ve ne istediğini bildiğimi, yarın inşallah geleceğimi söyle...”
 
İmam Rıza dostlarından olan Nufeli sözlerini şöyle sürdürüyor:
 
Yasir, hazretlerinin huzurundan ayrılınca İmam bana bakarak buyurdu ki: Sen Iraklısın, Irak halkı zarif ve akıllı insanlardır, bu konuda ne düşünüyorsun, müşrikleri ve mezhep alimlerini toplamakla neyi planlamıştır?
 
O, sizi sınava tabi tutmak istiyor, dedim. Sizin ilmi derecenizi ölçmek istiyor ama işini gevşek temeller üzerine kurmuştur. Allah'a andolsun ki kötü plan çizmiş ve kötü bina kurmuştur!
 
İmam: Ne plan çizmiş, nasıl bir bina yapmıştır?
 
Nufeli: Kelam alimleri bidat ehlidirler, İslam bilginlerine karşıdırlar. Çünkü alim gerçekleri inkar etmez. Ama onlar inkarcı ve safsatacıdırlar. Eğer Allah birdir diye delil gösterirsen, bu delili kabul etmiyoruz derler, eğer Muhammed Allah'ın Resulüdür dersen ispat et derler. Velhasıl insan karşısında polemik yaparlar, insan sesini kesinceye kadar safsatalarını sürdürürler. Sana kurban olayım onlardan sakın, dedi.
 
İmam gülümsedi: Ey Nufeli! Sen benim delillerimi batıl edeceklerinde, beni köşeye sıkıştıracaklarından korkuyorsun!
 
(Sözlerinden dolayı pişman olan) Nufeli. Hayır Allah'a andolsun, sizin için korkmuyorum, Allah'tan seni onlara muzaffer kılmasını dilerim, dedi.
 
İmam: Ey Nufeli! Me'mun'un yaptığından ne zaman pişman olacağını bilmek ister misin?
 
- Evet!
 
İmam: Benim Tevrat ehli ile Tevratları, İncil ehli ile İncilleri, Zebur ehli ile Zeburları, Sabiilerle Aberi diliyle, Zerdüştlerle Fars diliyle, Rum ehli ile Rumca ve diğerleriyle de kendi dilleriyle konuşup sözlerimi kanıtlayacağımı gördüğü zaman.
 
Evet, ne zamanki her grubun delilini ayrı ayrı batıl edip kendi görüşlerini bırakıp benim görüşümü kabul ettirirsem, o zaman Me'mun işgal ettiği makamı hakketmediğini görecek ve işte o zaman pişman olacaktır. Bütün güç ve kudret, sadece ulu ve büyük Allah'a aittir. “Lâhavle ve lâ kuvvete illa billahi'l-Aliyyü'l-Azîm” buyurdu.
 
Nufeli diyor ki: Sabah olunca Fazl b. Sehl, İmam'ın (a.s) huzuruna vararak: Size feda olayım amcan oğlu (Me'mun) sizi bekliyor ve diğerleri de toplanmışlardır, görüşünüz nedir, dedi.
 
İmam: Sen önden git ben inşallah geleceğim, buyurdu. Sonra abdest alıp Suveyki şerbeti içti, bize de içirdi. Birlikte çıkıp Me'mun'un mevkisine gittik.
 
Mecliste, tanınmış birçok ileri gelenler vardı. Muhammed b. Cafer, Haşimoğulları ve Ebu Talib oğullarından bir grupla, bazı ordu komutanları da oradaydı. İmam (a.s) meclise girince Me'mun ayağa kalktı. Muhammed b. Cafer ve Haşimoğullarının hepsi ayağa kalktılar. İmam, Me'mun'un yanında oturdu. Ama diğerleri İmama saygı göstererek, oturma izni verilene kadar ayakta beklediler. Me'mun, bir süre İmam (a.s) ile sıcak bir şekilde sohbet etti. Sonra Casilîk'a döndü:
 
- Ey Casilîk bu amcam oğlu Musa b. Cafer oğlu Ali'dir. Peygamberimizin kızı Fatıma ve Ali b. Ebu Talib evlatlarındandır. Onunla konuşmanı, münazara etmeni arzu ediyorum. Ama münazarada adalet ölçüsünü kaçırma.
 
Casilîk: Ey müminlerin emiri! Ben onunla nasıl konuşayım, o, benim inkar ettiğim bir kitaptan delil göstermeye çalışacak. O, benim inanmadığım bir Peygamber'e inanmaktadır.
 
CASİLÎK İLE MÜNAZARA
 
Bu sırada İmam söz aldı:
 
- Ey Nasrani! Eğer senin incilinden kanıt getirirsem ikrar edecek misin?
 
Casilîk:
 
- İncilin sözünü hiç inkar edebilir miyim! Evet, Allah'a yemin ederim ki zararıma olsa bile kabul edeceğim.
 
- Ne istersen sor cevabını dinle.
 
- İsa'nın peygamberliği ve kitabı hakkında ne diyorsun bu ikisinden bir şey inkar ediyor musun?
 
- Ben, İsa'nın peygamberliğine, kitabına, ümmetine getirdiği müjdeye ve Havarilerin ettiği ikrara inanıyorum. Muhammed'in (s.a.a) peygamberliğini, kitabını ikrar etmeyen ümmetini, onunla müjdelemeyen İsa'ya inanmıyorum.
 
- Yargılama anında iki tanıktan yararlanmıyor musun?
 
- Evet yararlanıyorum.
 
- O halde Muhammed'in (s.a.a) Peygamber olduğuna dair, kendi dininden olmayan ve Hıristiyanların tanıklıklarını reddetmediği iki şahit göster, bizden de buna dair kendi mezhebimizden olmayan iki şahit göstermemizi iste.
 
- Şimdi insaflı davrandın ey Nasrani! Adil olan ve Mesih İsa b. Meryem nezdinde öncelikli olan bir kimseyi kabul eder misin?
 
- Bu adil adam kimdir, ismini söyle.
 
- “Yuhanna” Deylemi'ye ne dersin?
 
- Çok iyi, Mesih nezdinde en çok sevilen kişiyi söyledin!
 
- Sana yemin verdiriyorum, acaba İncil, şu sözü beyan ediyor mu? Yuhenna dedi ki: İmam Mesih beni Arap Muhammed'in dininden haberdar etti. Kendisinden sonra böyle bir Peygamber geleceğini müjdeledi, ben de Havarilere müjdeledim onlar da ona iman ettiler?
 
- Evet! Yuhenna, Mesih'in bu şekilde buyurduğunu, bir kişinin Peygamber olacağını, Ehl-i Beytini ve vasisini müjdelemiştir. Ama, bunun ne zaman olacağını ve bu kişilerin ismini zikretmemiştir ki, biz onları tanıyalım.
 
- Birini getirirsek İncil'i ve Muhammed'in (s.a.a) Ehl-i Beytinin ve ümmetinin ismini içeren ayeti okursa ona inanacak mısın?
 
- Çok iyi.
 
İmam, Nestas-ı Rumi'ye döndü:
 
- İncil'in üçüncü babı'nı ezbere biliyor musun?
 
Nestas:
 
- Evet ezbere biliyorum.
 
İmam (Yahudilerin lideri) Re'sü'l-Calut'a döndü:
 
- Sen de İncil okur musun?
 
- Evet, canım üzerine yemin ederim.
 
İmam:
 
- Üçüncü Sifri (babı) bul, eğer, Muhammed ve Ehl-i Beyti orada zikredilmişse bizim lehimize tanıklık et, zikredilmemişse tanıklık etme.
 
Sonra İmam, üçüncü sifri okudu, Peygamber'in (s.a.a) ismine varınca durdu ve Casilîk'e:
 
- Ey Nasrani! Mesih ve annesi hakkı için söyle, İncil'den haberdar olduğun kabul ediyor musun?
 
- Evet.
 
İmam, bunun üzerine (İncil ayetindeki) Muhammed (s.a.a); Ehl-i Beyt'i ve ümmetinin ismini okuyarak:
 
- Ey Nasrani! Ne diyorsun, bu Meryem oğlu İsa'nın sözümüdür? Eğer İncil'in bu konuda söylediğini yalanlarsan İsa ve Musa'yı her ikisini de yalanlarsın ve kafir olursun.
 
- Ben İncil'de var olduğunu bildiğim şeyi inkar etmiyorum, onu itiraf ediyorum.
 
- Hepiniz şahit olun ki o ikrar etti, şimdi ey Casilîk ne istersen sorabilirsin.
 
Casilîk:
 
- Meryem oğlu İsa'nın Havarilerin kaç kişi olduğunu ve İncil alimlerinin kaç kişi olduğunu söyler misin?
 
İmam:
 
- Bunu bilen birine sordun, Havariler on iki kişiydi, en bilgili ve üstünleri Louka idi. Hıristiyanların büyük alimleri ise üç kişiydi. Büyük Yuhanne, Bah ülkesinde, diğer Yuhenna Kırkîsa'da ve Yuhenna Deylemi, Ricaz'da idi. Peygamber, Ehl-i Beyti ve ümmetinin adı onun yanındaydı. İsa ümmetine ve İsrail oğullarına müjdeyi veren de o idi.
 
Ey Nasrani! Allah'a andolsun ki, biz İsa'nın Muhammed'e (s.a.a) inandığına inanıyoruz. Ama Peygamber'iniz İsa'nın eleştirdiğimiz tek yönü az oruç tutup, az namaz kılması idi!
 
Casilîk aniden şaşırdı:
 
- Allah'a andolsun ilmini batıl ettin, işinin temelini zayıflattın, ben senin Müslümanların en bilgini olduğunu sanıyordum!
 
- Ne oldu ki?
 
- İsa az oruç tutuyor, az namaz kılıyordu dediğin için. Halbuki İsa bir gün bile orucunu yemedi, bir gece bile tam uyumadı. Gündüzleri oruç tutar, geceleri ibadet ederdi.
 
İmam:
 
- Kimin için oruç tutar, namaz kılardı?
 
Casilîk cevap veremedi, sessiz kaldı. (Çünkü eğer İsa'nın kulluğunu itiraf etseydi, onun Allah olduğunu iddia etmesine ters düşerdi.)
 
- Ey Nasrani! Sana başka bir şey soracağım.
 
Casilîk tevazuyla:
 
- Bilirsem, cevap veririm, dedi.
 
İmam:
 
- İsa'nın Allah'ın izniyle ölüleri dirilttiğini inkar ediyor musun?
 
Casilîk çıkmaza girmişti, mecburen:
 
- İnkar ediyorum çünkü ölüleri diriltip, anadan doğma körler ve cüzam hastalığına şifa veren ancak yaratıcı olur, Allah olmayı hakkeder.
 
İmam:
 
- İmam Elyese'de bunu yapıyordu: Suyun üzerinde yürüyor, ölüleri diriltiyor, körlere ve cüzamlılara şifa veriyordu. Ama ümmeti onu Allah olarak görmedi ve kimse ona ibadet etmedi. Peygamber Hazkil'de Mesih'in yaptığını yapıp ölüleri diriltti.
 
Sonra İmam Re'sü'l-Calut'a döndü:
 
- Ey Re'sü'l-Calut! Devlet, Beytü'l-Mukaddes ile savaştığı zaman Bahtu'n-Nesr'in Ben-i İsrail esirlerini Babil'e getirdiği sırada Allah'ın Hazkil'i onlara gönderdiğini ve onun da ölüleri dirilttiğini Tevrat'ta okuyor musun. Bu gerçek Tevrat'ta kaydedilmiş ve hakkı inkâr edenlerden başka kimse onu inkâr etmez.
 
Re'sü'l-Calut:
 
- Biz bunu duyduk ve biliyoruz.
 
İmam:
 
- Doğru söylüyorsun! Ey Yahudi Tevrat'ın bu bölümünü unutma, buyurarak kendisi Tevrat'tan bazı ayetler okudu. Yahudi yerinde hayretle sarsıldı.
 
İmam (a.s) Nasrani'ye dönerek İslam Peygamber'inin bazı ölüleri diriltmesi ve tedavisi mümkün olmayan bazı hastalıkları şifa vermesine dair mucizelerini anlattı: Bunlara rağmen biz onu hiçbir zaman Rabb'imiz olarak kabul etmiyoruz: Eğer bu tür mucizelerden dolayı İsa'yı Allah olarak kabul ederseniz, “Elyese” ve “Hazkil”i de mabudunuz olarak görmelisiniz. Çünkü onlar da ölüleri dirilttiler. Yine İbrahim Halil Peygamber de birkaç uçan hayvanın kafasını kesip çevredeki dağlara dağıttı, sonra hepsini çağırınca dirilip geldiler. İmran oğlu Musa da kendisiyle birlikte Tur dağına gelip de yıldırım etkisiyle ölen yetmiş kişiye bunu yaptı. Sen bu gerçekleri hiçbir şekilde inkâr edemezsin, çünkü Tevrat, İncil, Zebur ve Kurân, dördü de aynı şeyi zikretmişlerdir. O halde onların hepsini Allah olarak mı kabul etmeliyiz?
 
Casilîk'in söyleyecek bir sözü yoktu. Teslim olarak: Senin sözün doğrudur ve tek bir Allah'tan başka mabut yoktur, dedi.
 
İmam (a.s) Eş'iya kitabı hakkında Nasrani ve Re'sü'l-Calut'a sordu. Nasrani; ben onu iyi bilirim, dedi.
 
İmam:
 
- Şu cümleyi hatırlıyor musunuz? Eş'iya dedi: Ben birini gördüm ki; uzun kulaklı bir hayvana binmiş ve nurdan giysiler giymişti ve birinde gördüm ki; deveye binmiş ve ay gibi nurluydu.
 
İkisi de: Evet Eş'iya bunu söylemiştir dediler.
 
İmam ekledi:
 
- Ey Nasrani! İsa'nın İncil'deki şu buyruğunu hatırlıyor musun? Ben sizin ve kendi tanrıma gidiyorum ve “Barkelita” gelip benim hakkımda tanıklık edecektir. (Onun hakkında benim tanıklık ettiğim gibi) sizin için her şeyi açıklayacaktır!
 
Casilîk:
 
- İncil'den söylediğin her şeyi itiraf ediyorum.
 
İmam; ilk İncil'in nasıl ortadan kaldırıldığı ve dört İncil'in; Markus, Loka, Yuhenna ve Metta tarafından nasıl yazıldığını genişçe anlatarak Casilîk'in sözlerindeki çelişkileri vurguladı.
 
Casilîk öylece kala kalmıştı. Hiçbir kaçış yolu yoktu. Bu nedenle İmam, bir daha kendisine: Ey Casilîk! İstediğini sor, buyurduğunda hiçbir şey sormayıp sadece şunu dedi: Şimdi artık benden başkası sorsun. Mesih'in hakkına andolsun ki Müslümanlar arasında senin gibi birisinin olabileceğini sanmıyordum.